Sezgi Üstün San: “Filmin bitmiş halini izlediğimde ne kadar gerçek bir dünya anlattığımızı tekrar yaşadım.”

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz? Sinemayla yolunuz nasıl kesişti?

 

Ben aslında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Mimarlık Fakültesi’nde okudum. Ama oyuncu bir aileden geliyorum. Eniştem oyuncu Şemsi İnkaya, babam ise Perihan Abla dizisindeki Berber Raşit rolüyle hatırlayabileceğiniz Erdinç Üstün. Sanırım öyle bir atmosferde yetişince bir şekilde içinize tohumlar ekiliyor. Ben de üniversiteden sonra sinema veya TV alanında bir şeyler yapmak istediğimi biliyordum ve bunun için master eğitimine Londra’ya gittim ve Medya ve İletişim Yönetimi üzerine eğitim aldım ve o zaman yapım alanında ilerlemeye karar verdim. İstanbul’a döner dönmez Medyapım’da çalışmaya başladım. Ve yapım mantığına dair her şeyi orada öğrendim diyebilirim. Asistanlıktan, yapımcılığa kadar dizilerde bütün seviyelerde yaklaşık 7 sene çalıştım. Ama bir sure sonra bu ise başlarkenki ideallerimi ve tutkumu hatırlamam gerektiğini fark ettim ve her zaman yapmak istediğim sinemaya yönelmeye karar verdim. Zeynep Atakan’la yollarımız kesişti ve Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filminin Cannes Film Festivali sürecinde ekibe katıldım. Ve filmin tüm uluslararası işlerini üstlendim. Sonrasında da Altın Palmiye Ödüllü filmi Kış Uykusu’nda yönetici yapımcı olarak görev aldım. Yaklaşık 5 sene önce de kendi şirketim Sezzfilm’i kurdum. 

 

Proje size nasıl geldi ve kabul etme sebepleriniz neydi?

 

Cemil Ağacıkoğlu’yla bizi Alin Taşçıyan tanıştırmıştı. Kafes’ten önceki filmi Tarla için yapımcı arayışındaydı. Ben de tam o sıralarda kendi şirketimi kurma asamamasındaydım. Bir araya geldik. Başka bir yapımcı daha vardı, o projede birbirimizin sinemaya bakisini, ise yaklaşım seklimizi, daha da önemlisi insan olarak birbirimizi tanıma fırsatı bulduk ve bir sonraki islerinde beraber çalışmaya karar verdik. Yönetmen yapımcı iliksisi biraz evliliğe benziyor. Yaratma sureci ve sonrası gerçekten uzun bir süreç. Bu süreçte aynı dili konuşabilmek ve ayni yönden bakabilmek en önemli unsur diye düşünüyorum. Kafes hikayesini anlattığında Cemil Agacıkoğlu, Hasan karakterinin  içinde bulunduğu adalet arayışı ve sistemin dışına atılan insanların yasadığı hayat beni ilk çeken şey olmuştu. 

 

Oyuncu seçerken nelere dikkat ettiniz?

 

Cemil Ağacıkoğlu oyuncu seçiminde titizlikle çalışıyor. Biz de ona mümkün oldukça farklı alternatifler sunarak oyuncuları tanımasını sağlıyoruz. Oyuncularla vakit geçirip onları anlamaya ve tanımaya yönelik önemli bir mesai harcıyor. Aslında bizim için en önemli kriter gerçeklik ve sadelikti Kafes projesinde. Ve tabii ki protagonistin kendi içinde yasadığı devinimi ve değişimi verebilme yetisine sahip çok iyi bir oyunculuk. Bunu da Tarhan Karagöz’ün gerçekten çok iyi performansıyla yakaladığımızı düşünüyorum. Diğer karakterler için de ayni yollardan geçtik diyebilirim.

 

Başından sonuna dek akıcı bir filmle ve iyi bir senaryo ile karşı karşıyayız. Sizin hiç katkılarınız/müdahaleleriniz oldu mu çekim aşamasında ya da öncesinde?

 

Ben yapımcı olarak projenin ilk sinopsis aşamasından kurgu sürecinin sonuna kadar filmin her yerinde içinde olmayı seven biriyim, tabii ki yönetmenin yaratıcı alanına müdahale etmeden. Biz tüm projelerde her şeyi konuşur, tartışır ve ileriye nasıl taşıyabiliriz onun için çalışan bir ekibiz. 

 

Bir yapımcı olarak çalıştığınız yönetmenleri bazı durumlarda uyarma ya da fikir verme konusunda nasıl bir yol izliyorsunuz?

 

Ben yapı olarak ve çalışma yöntemi olarak çok gerçekçi ve net bir insanımdır. Ama bir yandan da yönetmenler yaratım surecinde geliştirdikleri is için, işin yapısı gereği çok hassas olabiliyorlar. O yüzden gerçekliği anlatırken bir denge kurmaya özen gösteriyorum. Aslında bu meselede en önemli şey; karşılıklı güvenin doğru tahsis edilebilmesi. O kurulduktan sonra bence her uyarı, fikir doğru yerini buluyor diye düşünüyorum.

 

Cemil Ağacıkoğlu nasıl bir yönetmen?

 

Cemil Ağacıkoğlu çok üretken bir yönetmen. Sürekli yeni fikirler ve hikayeler üretebilen biri. Fotoğrafçılıktan gelme bir yönetmen olduğu için engin bir görsel atmosfer yaratma yeteneğine sahip diye düşünüyorum ve tabii ki en kuvvetli yanlarından biri de oyuncu yönetimi. Bu da oyuncularla ve aslında temelde kurduğu samimi insan ilişkilerinden kaynaklanıyor. Her fikre ve düşünceye saygı duyar ve acıktır bu konuda. Yüksek bir enerjisi vardır ve etrafındaki herkese de bunu yansıtır. 

 

Ağacıkoğlu “Kafes” filmini tanımlarken ölüm ve yok olma hislerinden bahsediyor. Siz buna katılıyor musunuz? Filmin bitmiş halini ilk kez izlerken neler hissettiniz?

 

Kesinlikle katılıyorum. Çekimi gerçekleştirdiğimiz otel aslında bir insanin son durağı olabilecek bir yer. Ve orada yasayan insanlarla konuştuğunuzda da bunu çok yakından hissediyorsunuz. İstanbullu olmama ve senelerdir birçok yerde çekim yapmama rağmen böyle bir yerin içinde ilk defa bulundum. Orada ölüm ve yok olma, yalnızlık – unutulma hislerini ve bunlara ait sorgulamaları kendi içimde de çok net yaşadım. Filmin bitmiş halini izlediğimde de ne kadar gerçek bir dünya anlattığımızı tekrar yaşadım.

 

Türkiye’de sinema yapmak eskisinden daha zor belki de. Üstelik “Kafes” tarzı sanat sinemasına daha yakın filmleri üretmek daha da cesaret gerektiriyor. Çünkü maddi anlamda sıkıntılı bir süreç ve çoğu filmin geri dönüşü de olmuyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

 

Gerçekten çok sıkıntılı bir süreç. Bu sadece Türkiye’de değil tüm Avrupa’da da böyle aslında. Bu sene TRT 12 Punto’nun verdiği bursla EAVE Producers’ Workshop’a secimle ve katılma sansı buldum. Orada da konuşulan; aslında temelde her ülkede sanat sineması yapan yapımcı için dertler benzer ama Türkiye’de tabii ki sektöre ayrılan kamusal kaynakların yetersizliğinden dolayı daha sıkıntılıyız. Bu kaynaklar ne kadar az olursa o kadar az üretim oluyor ve olan üretimler de kaynak yetersizliğinde Avrupa standartlarını teknik acıdan çoğu zaman yakalayamaz oluyor. Mesela biz Kafes filmini 10 kişilik teknik bir ekiple çektik. Projenin yapısı da buna müsaitti ama tabii ki şartlar da bizi buna zorladı. Filmlerin devamlılığını sağlayabilmek için,  bir sonraki filme size itici güç olacak finansmanın kalması amaçlanır ama Türkiye’de maalesef bizim yaptığımız sinemada bu olamıyor. Proje geliştirme süreçlerinin çok uzun olması da baksa bir dezavantaj sağlıyor bu süreklilik konusunda. Bir yapımcı olarak ek farklı isler yapmadan sanat sineması olarak adlandırdığımız filmleri yapmamız pek de mümkün değil. 

 

Bu filmde sizi en çok ne zorladı?

 

Kurgu sureci biraz uzun oldu. Üzerine çok çalışıldı ve farklı bir sürü alternatif üretilip en doğrusu değerlendirilmeye çalışıldı. Ve tabii en çok zorlayan da finansmanı sağlamak oldu. Ama sektördeki birçok teknik ekipman şirketi bize çok destek oldu. Ve tabii ki oyuncudan ekibe herkesin gösterdiği yoktan var etme isteği ve sinerjisi inanılmaz bir süreçti. Ben de hayatımda ilk defa bu şekilde gerilla usulü prodüksiyon yapmanın deneyimini yasadım. 

 

Yapımcılığı nasıl tanımlarsınız? Yapımcı olmak isteyenlere önerileriniz var mı?

 

Yapımcı olmak aslında yönetmenin kurmak istediği dünyayı yaratabilmesi için ona alan sağlamak olmalı. Ama burada tabii ki daha önce de bahsettiğim yönetmen – yapımcı iliksisindeki ortak dili ve güveni oluşturmak en önemlisi. Yapımcı olarak içinde yer almak istediğiniz hikayeler ve konular da sizin yolunuzu belirliyor. Bunu da zamanla belirlediğiniz kendi doğrularınızla yönlendirerek yapabiliyorsunuz diye düşünüyorum. Yapımcı olmak isteyenlere şunu söyleyebilirim: bana ilk stajyer olarak Medyapım’da işe başlarken Fatih Aksoy’un bana söylediği sözden yola çıkarak yapımın en alt kısmından, en üst kısmına, her aşamasında deneyim kazanmanın en önemli şey olduğunu. Çünkü o zaman aslında her kademede çalışarak sistemin nasıl çalıştığını anlayabiliyorsunuz. Ve temel insan ilişkilerini yönetme üzerine kurulu bir iş olduğu için her noktadaki insanla iletişimi nasıl kuracağınızı anlayabiliyorsunuz. Tabii ki; günümüz dünya sinemasındaki gelişmeleri sürekli takip etmeli ve bulunabilecek her turlu eğitimi değerlendirmek gerekiyor. 

 

Son olarak yakın zamanda gerçekleştireceğiniz ya da planladığınız projeleri sormak istiyorum…

 

Biz su an Cemil Ağacıkoğlu’nun yeni film projesi Kamış üzerine çalışıyoruz. Bu sefer biraz daha şanslıyız çünkü Kültür Bakanlığı desteğimiz var ve 2020 yılındaki TRT 12Punto ortak yapım ödülünü kazandık. Bunlar da tabii ki bazı konularda bizi rahatlatıyor. Ocak gibi  çekimlere başlamayı hedefliyoruz. Bir yandan da Sezzfilm olarak Avrupa’dan ortak yapımcı olabileceğimiz projeler üstüne çalışıyoruz.

 

twitter.com/firatsayici

Haber Kaynağı www.populersinema.com

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Sezgi Üstün San: “Filmin bitmiş halini izlediğimde ne kadar gerçek bir dünya anlattığımızı tekrar yaşadım.”

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Ulusal24 Haber Merkezi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!