SATA BİRADERLER: “Bir sanat eserine değerini biz mi veririz?”

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Geçtiğimiz hafta Selçuk Üniversitesi Kısa-ca Film Festivali’nde jüri üyesi olarak görev aldım. Gerçi orada kurmaca jürisindeydim ancak ikiz kardeşler Berk ve Mert’in “Çerçeve” isimli çalışması da dikkatimi çekmişti. Onlarla tanıştım ve filmlerini izledim. Sinemaya kafa yoran, yetenekli, pırıl pırıl iki genç… Sanat ürünü ve ona verilen değer üzerine tertemiz bir çalışma yapmışlar. Teknik anlamda da oldukça yetkin bir kısa… Bu kez “Uzun Filmin Kısası” sorularımı onlara yönelttim. İyi okumalar…

 

Öncelikle biraz kendinizden bahseder misin?

 

1997 Bursa doğumluyuz. Çocukluğumuzdan beri kendimizi sinema tutkunu olarak görüyoruz. İzlediğimiz filmlerin üzerine düşünmek, tekrar tekrar izlemek, sinemaya gitmek, nasıl yapıldığı üzerine kafa yormak, eğer varsa DVD özel seçeneklerinden filmlerin yapım sürecini izlemek bizim için en eğlenceli aktivitelerdi… Hatta dönemin ünlü telefonu Nokia 7610’un stop-motion çekim özelliğini keşfedip oyuncaklarımızla stop-motion film denemesi yaptığımız bile olmuştu… Sinema yapmak, hikaye anlatmak düşüncesi küçüklüğümüzden beri zihnimizde vardı. Zaman geçtikçe nasıl yapılır hakkında kitaplar okumaya, filmler izlemeye ve araştırmaya devam ettik. Sonrasında ailemizle birlikte İstanbul’a taşındık. Ortaokuldan sonra sinema okumamız gerektiğine karar verdik ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi-Sinema-Televizyon bölümüne girdik. Amacımız nispeten daha gerçekçi denemeler yapmak kendimizi geliştirmekti. Okuldaki çevre ve arkadaşlarla imece usulü denemeler yaptık ve bu işin ne kadar kolektif, zorlayıcı olduğunu fark ettik. Yine de o dönem çektiğimiz kötü filmler bizim adıma çok eğitici/öğretici oldu, ‘‘ne yapmamamız’’ gerektiğini öğrendik. Liseden mezun olduktan sonra da aynı doğrultuda ilerlemeye devam ettik. Üniversitede okurken işin mutfağını görme, çalışma şansımız oldu. Dizi setlerinde Türkiye’nin ünlü yönetmenleriyle çalıştık. Sektörün zorluklarını işin ne kadar zor olduğu gerçeğiyle tekrar yüzleştik. Yine de, çevre ve network açısından çok faydası oldu. Sektörün avantajlarını kullanarak ilk filmimiz ‘‘Mutavva’’yı çektik. Sonrasında hala festival yolculuğu devam eden ‘‘Çerçeve’’yi çektik. İkisi de festivallerde belirli bir başarı yakaladı ve bizim için motivasyon oldu.

 

Sizin için kısa filmin tanımı nedir?

 

Bizce anlatmaya değer bir hikayeniz varsa diğer sanat dallarından veya diğer ‘sinema’ kollarından farkı yok aslında… Anlatmak istediğiniz hikayeyi belirli bir biçime ve stile koyarak ifade etme araçlarından biri diyebiliriz. Bu uzun filmde de, belgesel filmde de, diğer sanat dallarında da böyledir. Tek fark 15 veya 20 dakika ortalama uzunlukta olması.

 

Biraz “Çerçeve”den ve onu çekme nedenlerinizden bahseder misiniz?

 

Çerçeve filmi bizim kendi aramızda tartıştığımız ve cevabını aradığımız bir soru üzerinden ortaya çıktı. ‘‘Bir sanat eserinin kendi başına değeri var mıdır? Yoksa bu değeri o esere biz mi veririz?’’ Bu sorunun doğuşu ressam Vincent Van Gogh’un hayatını öğrendiğimizde başladı. Çünkü Van Gogh yaşadığı dönemde sanat camiasından dışlanmış, eserleri kötü eleştirilen, yerden yere vurulan ve ressamlıktan para kazanamayan bir adammış. Kendisinin başarısız bir ressam olduğunu düşünerek ölmüş. Son zamanlarında ‘‘keder sonsuza dek sürecek’’ dediği söylenir… Fakat günümüzde resimleri paha biçilemezdir, ismine özel müze açılmıştır, ressam adayları kendisini örnek almaktadır ve post-empresyonizmin kurucusu olarak kabul edilmektedir. Değişen nedir? Neden bu kadar yıl sonra Vincent Van Gogh’un eserleri değer kazanmıştır? Sorulması gereken sorular bunlardır.

Çerçeve filminin öyküsü bu soru/sorular üzerine inşa edildi. Film bir sanat müzesinde aslında yanlış sergilenen bir resmin, ziyaret eden insanların gözünde bir değer yaratması/yaratamaması hakkında. Filmi çekmemizdeki bir değer motivasyon ise kameranın tüm durumu anlatması… Estetik ve sinematografik açıdan çok tatmin edici olduğunu düşündük. Müzede sergilenen bir eserin gözünden bütün filmi izliyoruz ve Görevli Kız’ın resmi ters astığı andan itibaren bütün filmi ters izliyoruz. Büyük ekranda izleyen seyirciler kafalarını yana yatırarak izlemeye çalışıyorlar. Telefondan izleyenler ise ekran döndürme özelliğini kilitleyip filmi düz izliyorlar. Film kendiliğinden bir interaktif durum yaratıyor.

 

Sizce hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?

 

Bir 15-20 yıl öncesine oranla şuan film yapmak film çekmek daha kolay. Eskisi gibi özel bir şey olarak görülmüyor. Bu aslında bizce güzel bir durum çünkü geniş çaplı yaratıcılık alanı sağlıyor. Eğer gerçekten güzel bir fikriniz varsa elinizdeki telefonla bile güzel bir film yapma imkanına sahip olabiliyorsunuz. Bu tabi ki de film yapmak çok basittir veya herkes nitelikli bir film yapabilir anlamı taşımaz fakat geçmişe oranla imkanlar arttığı ve buna bağlı olarak işin teknik kısmı kolaylaştığı için nitelikli bir film yapabilme ihtimali de artmıştır denilebilir.

 

Örnek aldığınız, sinemasını sevdiğiniz, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?

 

Aslında her hikayenin, her filmin her insanda çok farklı karşılıklar bulabileceğini ve en ufak bir detayın dahi çok büyük besleyiciliği olduğunu düşünüyoruz. Örneğin bir film izlersiniz ve beğenmezsiniz fakat içindeki ufak küçük bir detay size ilham olabilir. Bu yüzden sevip bizi besleyen birçok film ve birçok yönetmen var. Türkiye’den Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Emin Alper, Tolga Karaçelik… filmlerini seviyoruz. Dünya sinemasından, Gaspar Noe, Dardenne Kardeşler, Coen Kardeşler, Quentin Tarantino, Stanley Kubrick, Steven Spielberg… filmlerini seviyoruz. Başta söylediğimiz gibi ayırmak çok zor ve her isim size mental olarak çok başka kapılar açabiliyor.

 

Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersiniz?

 

Türkiye’deki festivallerin çoğunda insanlar -kültür ve gelenekle alakalı olabilir- misafirperver ve nazik insanlar oluyor. Bir sorununuz probleminiz olduğunda çözülmeye çalışılıyor. Bu güzel bir şey, özellikle şehir dışıysa kendinizi güvende hissetmenizi sağlıyor. Ve ayrıca festival kapsamında gittiğiniz yerin ünlü yerlerini mekanlarını gezdiriyorlar, oranın lezzetlerini tatma şansınız oluyor. Fakat bazı festivallerde ulaşım konusu can sıkıcı olabiliyor. Eğer gideceğiniz yer uzaksa (her festival değil tabi ki) otobüsle getirilip götürülüyorsunuz. Bu bizim için aşırı büyük bir problem değil aslında… Fakat festivale vardığınızda diğer bütün misafirlerin, basın mensuplarının, jüri üyelerinin, oyuncu konukların uçakla geldiğini sadece kısa film yönetmenlerinin otobüsle geldiğini öğreniyorsunuz ve sorgulamadan edemiyorsunuz. Onun dışında bazı festivallerde (çoğu değil küçük bir kısmı) filmlerin öne çıkarılması konusunu atlayabiliyor. Film gösterimleri ve sosyal medyada duyurulması konusu bazen eksik kalabiliyor. Tören günü orada oluyorsunuz fakat jüriler dışında kimsenin sizin filmin ne olduğundan haberi olmuyor. Aynı şekilde siz de diğer yönetmen arkadaşlarınızın filmlerini bilmiyorsunuz. Festivallerin bizce güzel tarafı filminizin kitleyle buluşma şansı yakalaması oluyor. Çünkü maalesef kısa film ticari bir şey değil ve seyirciyle buluşması günümüzde festivaller dışında etkili olmuyor. Yine de her şeye rağmen festivallerin sağladığı ortam ve arkadaş çevresi müthiş oluyor. Festivalde kurduğumuz arkadaşlıklar uzun yıllardır devam ediyor. Bizce son yıllarda festivaller sayesinde bitmeyen bir kısa film partisi yapılıyor. Son olarak bu sadece bize özel bir konu, biz filmlerimizi iki kişi çekiyoruz her şeyini ikimiz yapıyoruz. Fakat festivallerin %90’ı sadece birimizi davet ediyor. İkiniz gelmek istiyorsanız yol/kalma parasını siz ayarlayın diyorlar. Aslında maddi açıdan haklı olabilirler fakat filmin iki tane yönetmeni olduğu için genelde davet edildiğimiz, filmimizin gösterilip yarıştığı yerlerde yol, kalacak yer parası vermek zorunda kalıyoruz.

 

Son olarak gelecek planlarınızdan bahsedelim…

 

Bu sene kültür bakanlığından yeni kısa film projemiz ‘Cennet’ için ödenek aldık. Onun pre-prodüksiyonuna çalışıyoruz. Yazdan sonra çekmeyi planlıyoruz. Sonrasındaki hedefimiz ise uzun metraj bir film çekmek.

 

twitter.com/firatsayici

Haber Kaynağı www.populersinema.com

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
SATA BİRADERLER: “Bir sanat eserine değerini biz mi veririz?”

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Ulusal24 Haber Merkezi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!