featured

İklim krizini ciddiye almayan liderlere yol gözüktü

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Farklı nedenlerden dolayı 5 kez yok olma tehlikesi geçiren 4.5 milyar yaşındaki Dünyanın 6. kez yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu sağır sultan bile duydu. Duydu ama ne yapıyoruz ona bakmak gerekiyor? “Ne yapılacak ise yöneticiler yapsın, Bu dünyayı ben mi düzelteceğim?” diyorsanız, evet sen, ben, biz düzelteceğiz. “Nasıl ?” diyorsanız? Bu konuyu çözebilecek programları olan aklı başında yöneticiler seçerek işe başlayabiliriz.

İngiltere bunu yaptı. Dünyanın geleceği için endişe yaratan İklim Krizi artık hükümetlerin de korkulu rüyası olmaya başladı. Tarihin en büyük iklim kirleticilerinden biri olan İngiltere, son seçimlerde tercihini iklim konusunda büyük vaatlerde bulunan İşçi Partisinden yana kullandı. İşçi partisinin bu başarısını daha iyi anlayabilmek için İngiltere’nin geçmişine şöyle bir uzanmak gerekiyor.

İngiltere yani Britanya, tarihin en büyük iklim kirleticilerinden biridir. 18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin başladığı yer burasıdır. Kömür, petrol ve doğalgazla birlikte gezegeni ısıtan sera gazlarının artmasına neden olan küresel bir ekonomiye yol açmıştır. Sanayi Devrimi ile birlikte iklim hızla değişmeye başladı. Çünkü Sanayi Devrimi demek tüketim demek, tüketim demek üretim demek, üretim demek iklim krizine sebep olan sera gazlarını artıran emisyonlar demek. Şimdilerde sıralamanın başında Amerika ve Çin olsa da uzunca bir süre Dünyaya en fazla emisyon salımı yapan ülke olmuştur.

İşte bu ülkede en son yapılan seçimlerde İşçi Partisi seçimleri kazanarak Muhafazakâr Parti’nin 14 yıllık iktidarına son verdi. Seçim vaatlerinin en dikkat çekici maddelerini İKLİM KRİZİ SORUNUNA yönelik çözümler oluşturdu. Eski yönetim bu konudan bi haber miydi? Hayır değildi. Muhafazakâr Partinin de bu soruna yönelik vaatleri ve çalışmaları oldu ama açıkçası işi biraz hafife aldı.

Britanya kendisini küresel bir iklim lideri olarak görmeyi sever aslında. 2008’de, büyük sanayileşmiş ülkeler arasında İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ Yasası’nı çıkaran ilk ülke oldu. O zamandan beri emisyonları önemli ölçüde düştü. 2053’e kadar sera gazı emisyonlarını %78 oranında düşürmek için hedef belirledi. Artık elektriğinin büyük kısmını üretmek için kömüre güvenmiyor. Son kömür yakıtlı elektrik santralinin Eylül ayında kapatılması planlanıyor. Bu adımlar atılmışken peki seçmen neden yönetimi değiştirdi.

Çünkü seçmenler yani bireyler bu konuları takip edecek kadar bilgililer. Ve onları yönetenlerin verdikleri vaatleri ve yaptıklarını takip ediyorlar. Eski yönetimin kara rüzgarına yönelik yasağından, yeni nükleer santraller inşa etmedeki başarısızlıklarından (nükleer santraller sera gazlarını arttıracak emisyon yaymadıkları için iklim krizini artırıcı etkisi olmadığını söyleyen uzmanlar var, ülkeler bu konuda yatırımlar yapıyorlar), ev yalıtımına yatırımı iptal etme kararı gibi geri adımlarından haberdarlar. Ve seçim sonucu da gösteriyor ki atılan geri adımlar seçmenin hoşuna gitmeyen adımlar.

Ve yeni yönetim vaat ettiği gibi çalışmalara da hemen başladı. Hükümet aldığı yeni bir kararla İngiliz deniz tabanı, açık deniz rüzgâr santrallerinin inşasında kullanılacak. Bu, İşçi Partisi’nin kamuya ait enerji şirketi olan Great British Energy’nin ilk büyük duyurusu. Şirketin amacı, petrol ve gaz devlerine uygulanan 8,3 milyar sterlinlik devlet fonuyla desteklenen yenilenebilir enerji projelerini artırmak. İşçi Partisi hükümeti 2030 yılına kadar açık deniz rüzgâr enerjisini dört katına çıkarmayı hedefliyor.

Bir başka gelişme de çok kısa süre önce, sektörden gelen daha fazla destek çağrılarının ardından yaşandı. Hükümet, bu yılki yenilenebilir enerji ihalesinin bütçesini önemli ölçüde artırmaya hazırlanıyor.

Görüleceği üzere atalarımızın dediği gibi ağlamayana meme verilmiyor. Sektör istemiş karar alıcılar harekete geçmiş. Her yazımda, her söyleşimde söylediğim gibi iş dünyası ve bireyler bu konuda bilinçlendikçe, adım attıkça talepkâr oldukça hükümetler istenileni yapmak zorunda. Yoksa iş seçmenin bir oyununa bakıyor. İngiltere de bunu gördük.

Şimdi de şu sıralar kavurucu sıcakların yaşandığı Amerika’ya dönüp bakalım. Ülkenin iklim uzmanları aylar önce İklim Krizinin sonucu olarak sıcaklıklarda ciddi bir artış yaşanacağı yönünde uyarılar yapmış ve alınması gereken önlemler bir eylem planı çerçevesinde ülke vatandaşlarına açıklanmıştı.

İşte bu ülkenin Başkanı Biden başkanlık yarışından çekilerek Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in yerini almasının önünü açtı ve Harris artık büyük olasılıkla Kasım ayında eski Başkan Donald J. Trump’a karşı yarışacak. İklim Değişikliğini dert etmişler Harris’i daha bir yakından tanırlar.

Kaliforniya’nın başsavcısı olduğu süre boyunca çevreyi kirletenleri yargılayan, ABD tarihindeki en büyük iklim yatırımı olan Enflasyon Azaltma Yasası’nın 2022’de kabul edilmesine yol açan eşitliği bozan rolü üstlenen kişidir Harris. Bu yasa, temiz enerji ve elektrikli araç kapasitesi inşa etmek için yüzlerce milyar dolar harcanmasını sağlıyor. Biden, yasa tasarısını “dünya tarihindeki en önemli iklim yasası” olarak nitelendirmişti.

Hali hazır da Amerika iklim değişikliğine uyumlanma konusunda aslında hiç fena değil. Uygulama gerçekten iyi giderse ABD’nin 2030 yılına kadar emisyonları yüzde 40 ila 45’e düşmesi hedefleniyor.  Ayrıca Federal hükümet hidrojen, nükleer enerji ve diğer projelerin geliştirilmesi için hâlâ on milyarlarca dolar değerinde hibe ve kredi üzerinde duruyor. Aynı zamanda, Enerji Bakanlığı ve diğer federal kurumlar açık deniz rüzgâr projeleri için izinleri vermeye çalışıyor.

Yani Biden yönetimi eski başkan Trump aksine iklim krizinin ne büyük bir dert olduğunun farkında ve olası başkan adayı Harris’in bu konuya Biden’dan daha duyarlı olduğu da ortada. Kamala Harris’in güçlü bir geçmişi var çevre konusunda. Ve Beyaz Saray’a dönmesi halinde iklim değişikliği politikalarını geri çekeceğine söz veren Donald Trump’la belirgin bir tezat oluşturuyor. Harris, 2019’da Demokrat Parti başkanlık ön seçimlerine katıldığında, Biden’ınkinden çok daha iddialı bir yeşil gündem savunmuş, karbon vergisi, kamu arazilerinde petrol ve gaz çıkarma işlemlerinin yasaklanması ve küresel ısınmayla mücadeleye yardımcı olmak için 10 trilyon dolarlık yatırım çağrısında bulunmuştu.

Geçtiğimiz yıl Dubai’de düzenlenen Cop28 iklim zirvesinde Biden’ın yerine ABD’yi temsil etmişti ve burada iklim değişikliğini bir “aldatmaca” olarak adlandıran ve tekrar seçilirse petrol ve gaz için “del, bebeğim, del” sözü veren Trump’a ince bir şekilde de saldırmıştı.

Çok sayıda yeşil grubun desteklediği Haris’in Cop28 görüşmelerinde dünya liderlerine, “Mücadele olmadan ilerlemenin devam etmesi mümkün olmayacak,” sözleri, “Dünyanın dört bir yanında, ilerlememizi yavaşlatmaya veya durdurmaya çalışanlar var. İklim bilimini reddeden, iklim eylemini geciktiren ve yanlış bilgi yayan liderler. İklim eylemsizliğini yeşil aklayan ve milyarlarca dolarlık fosil yakıt sübvansiyonları için lobi yapan şirketler.” Söylemlerini hatırlamak gerekiyor.

Sunrise Movement, Climate Justice Alliance ve Greenpace’in de bulunduğu 20 iklim grubunun bir koalisyonu olan “Yeşil Yeni Düzen Ağı” nın da desteğini alan Kamala Harris aday olması halinde bakalım kaç Amerikalının desteğini alacak?  Amerika ‘da da seçmen İngiltere’de olduğu gibi oyunu İKLİM KRİZİNİ SORUN OLARAK GÖRENDEN yana mı kullanacak? Benim tahminim evet Amerikalılar oylarını bu konuyu dert etmiş olan aday için kullanacak.

Elin İngiltere’sini, Amerika’sını geçelim biz de durum nedir derseniz? Bizim hala bir iklim yasamız bile yok. Ben bu hafta vaktimi TBMM’de olmayan! nerde olduğu da bilinmeyen İKLİM YASASI’nı bulmak için harcadım ama maalesef bulamadım. Meclis tatile girmeden önce “acilen çıkması gereken yasalar” olduğunu ileri sürerek harıl harıl çalıştı biliyorsunuz. Bu yasalar içinde yaklaşık 3 yıldır çıkamayan İKLİM KANUNU da vardır muhakkak demiştim. Hatta Parlamento Muhabirleri arkadaşlarımdan da teyit almak için hemen her gün birini aradım “yasa geldi mi?” diye. Biri değil hepsi böyle bir yasadan haberleri dahi olmadığını söylediler. Ama ben sonuna kadar umutla bekledim. OLMADI…Böyle bir yasa çalışması 2021 yılında başlamıştı. Bir ara “meclise geldi” dediler sonra “yok” dediler sonra “Ankara Sanayi Odasından görüş alınıyor” dediler. Netice de gelinen noktada halen bir İKLİM KANUNUMUZ yok. Önümüzdeki Kasım ayında Azerbaycan’da COP29 adı altında büyük iklim toplantısı yapılacak. Ülkeler iklim krizine uyumlanmak için neler yaptıklarını anlatırlarken, bizim de en azından bu konuda bir kanun çıkarttık dememiz gerekiyor. Sümen altında kaldığını düşündüğüm İKLİM KANUNU için beklentiler Ekim ayına kaldı.

Haber Kaynağı www.muhalif.com.tr

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
0
kurnaz
Kurnaz
İklim krizini ciddiye almayan liderlere yol gözüktü

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

featured

İklim krizini ciddiye almayan liderlere yol gözüktü

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Farklı nedenlerden dolayı 5 kez yok olma tehlikesi geçiren 4.5 milyar yaşındaki Dünyanın 6. kez yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu sağır sultan bile duydu. Duydu ama ne yapıyoruz ona bakmak gerekiyor? “Ne yapılacak ise yöneticiler yapsın, Bu dünyayı ben mi düzelteceğim?” diyorsanız, evet sen, ben, biz düzelteceğiz. “Nasıl ?” diyorsanız? Bu konuyu çözebilecek programları olan aklı başında yöneticiler seçerek işe başlayabiliriz.

İngiltere bunu yaptı. Dünyanın geleceği için endişe yaratan İklim Krizi artık hükümetlerin de korkulu rüyası olmaya başladı. Tarihin en büyük iklim kirleticilerinden biri olan İngiltere, son seçimlerde tercihini iklim konusunda büyük vaatlerde bulunan İşçi Partisinden yana kullandı. İşçi partisinin bu başarısını daha iyi anlayabilmek için İngiltere’nin geçmişine şöyle bir uzanmak gerekiyor.

İngiltere yani Britanya, tarihin en büyük iklim kirleticilerinden biridir. 18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin başladığı yer burasıdır. Kömür, petrol ve doğalgazla birlikte gezegeni ısıtan sera gazlarının artmasına neden olan küresel bir ekonomiye yol açmıştır. Sanayi Devrimi ile birlikte iklim hızla değişmeye başladı. Çünkü Sanayi Devrimi demek tüketim demek, tüketim demek üretim demek, üretim demek iklim krizine sebep olan sera gazlarını artıran emisyonlar demek. Şimdilerde sıralamanın başında Amerika ve Çin olsa da uzunca bir süre Dünyaya en fazla emisyon salımı yapan ülke olmuştur.

İşte bu ülkede en son yapılan seçimlerde İşçi Partisi seçimleri kazanarak Muhafazakâr Parti’nin 14 yıllık iktidarına son verdi. Seçim vaatlerinin en dikkat çekici maddelerini İKLİM KRİZİ SORUNUNA yönelik çözümler oluşturdu. Eski yönetim bu konudan bi haber miydi? Hayır değildi. Muhafazakâr Partinin de bu soruna yönelik vaatleri ve çalışmaları oldu ama açıkçası işi biraz hafife aldı.

Britanya kendisini küresel bir iklim lideri olarak görmeyi sever aslında. 2008’de, büyük sanayileşmiş ülkeler arasında İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ Yasası’nı çıkaran ilk ülke oldu. O zamandan beri emisyonları önemli ölçüde düştü. 2053’e kadar sera gazı emisyonlarını %78 oranında düşürmek için hedef belirledi. Artık elektriğinin büyük kısmını üretmek için kömüre güvenmiyor. Son kömür yakıtlı elektrik santralinin Eylül ayında kapatılması planlanıyor. Bu adımlar atılmışken peki seçmen neden yönetimi değiştirdi.

Çünkü seçmenler yani bireyler bu konuları takip edecek kadar bilgililer. Ve onları yönetenlerin verdikleri vaatleri ve yaptıklarını takip ediyorlar. Eski yönetimin kara rüzgarına yönelik yasağından, yeni nükleer santraller inşa etmedeki başarısızlıklarından (nükleer santraller sera gazlarını arttıracak emisyon yaymadıkları için iklim krizini artırıcı etkisi olmadığını söyleyen uzmanlar var, ülkeler bu konuda yatırımlar yapıyorlar), ev yalıtımına yatırımı iptal etme kararı gibi geri adımlarından haberdarlar. Ve seçim sonucu da gösteriyor ki atılan geri adımlar seçmenin hoşuna gitmeyen adımlar.

Ve yeni yönetim vaat ettiği gibi çalışmalara da hemen başladı. Hükümet aldığı yeni bir kararla İngiliz deniz tabanı, açık deniz rüzgâr santrallerinin inşasında kullanılacak. Bu, İşçi Partisi’nin kamuya ait enerji şirketi olan Great British Energy’nin ilk büyük duyurusu. Şirketin amacı, petrol ve gaz devlerine uygulanan 8,3 milyar sterlinlik devlet fonuyla desteklenen yenilenebilir enerji projelerini artırmak. İşçi Partisi hükümeti 2030 yılına kadar açık deniz rüzgâr enerjisini dört katına çıkarmayı hedefliyor.

Bir başka gelişme de çok kısa süre önce, sektörden gelen daha fazla destek çağrılarının ardından yaşandı. Hükümet, bu yılki yenilenebilir enerji ihalesinin bütçesini önemli ölçüde artırmaya hazırlanıyor.

Görüleceği üzere atalarımızın dediği gibi ağlamayana meme verilmiyor. Sektör istemiş karar alıcılar harekete geçmiş. Her yazımda, her söyleşimde söylediğim gibi iş dünyası ve bireyler bu konuda bilinçlendikçe, adım attıkça talepkâr oldukça hükümetler istenileni yapmak zorunda. Yoksa iş seçmenin bir oyununa bakıyor. İngiltere de bunu gördük.

Şimdi de şu sıralar kavurucu sıcakların yaşandığı Amerika’ya dönüp bakalım. Ülkenin iklim uzmanları aylar önce İklim Krizinin sonucu olarak sıcaklıklarda ciddi bir artış yaşanacağı yönünde uyarılar yapmış ve alınması gereken önlemler bir eylem planı çerçevesinde ülke vatandaşlarına açıklanmıştı.

İşte bu ülkenin Başkanı Biden başkanlık yarışından çekilerek Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in yerini almasının önünü açtı ve Harris artık büyük olasılıkla Kasım ayında eski Başkan Donald J. Trump’a karşı yarışacak. İklim Değişikliğini dert etmişler Harris’i daha bir yakından tanırlar.

Kaliforniya’nın başsavcısı olduğu süre boyunca çevreyi kirletenleri yargılayan, ABD tarihindeki en büyük iklim yatırımı olan Enflasyon Azaltma Yasası’nın 2022’de kabul edilmesine yol açan eşitliği bozan rolü üstlenen kişidir Harris. Bu yasa, temiz enerji ve elektrikli araç kapasitesi inşa etmek için yüzlerce milyar dolar harcanmasını sağlıyor. Biden, yasa tasarısını “dünya tarihindeki en önemli iklim yasası” olarak nitelendirmişti.

Hali hazır da Amerika iklim değişikliğine uyumlanma konusunda aslında hiç fena değil. Uygulama gerçekten iyi giderse ABD’nin 2030 yılına kadar emisyonları yüzde 40 ila 45’e düşmesi hedefleniyor.  Ayrıca Federal hükümet hidrojen, nükleer enerji ve diğer projelerin geliştirilmesi için hâlâ on milyarlarca dolar değerinde hibe ve kredi üzerinde duruyor. Aynı zamanda, Enerji Bakanlığı ve diğer federal kurumlar açık deniz rüzgâr projeleri için izinleri vermeye çalışıyor.

Yani Biden yönetimi eski başkan Trump aksine iklim krizinin ne büyük bir dert olduğunun farkında ve olası başkan adayı Harris’in bu konuya Biden’dan daha duyarlı olduğu da ortada. Kamala Harris’in güçlü bir geçmişi var çevre konusunda. Ve Beyaz Saray’a dönmesi halinde iklim değişikliği politikalarını geri çekeceğine söz veren Donald Trump’la belirgin bir tezat oluşturuyor. Harris, 2019’da Demokrat Parti başkanlık ön seçimlerine katıldığında, Biden’ınkinden çok daha iddialı bir yeşil gündem savunmuş, karbon vergisi, kamu arazilerinde petrol ve gaz çıkarma işlemlerinin yasaklanması ve küresel ısınmayla mücadeleye yardımcı olmak için 10 trilyon dolarlık yatırım çağrısında bulunmuştu.

Geçtiğimiz yıl Dubai’de düzenlenen Cop28 iklim zirvesinde Biden’ın yerine ABD’yi temsil etmişti ve burada iklim değişikliğini bir “aldatmaca” olarak adlandıran ve tekrar seçilirse petrol ve gaz için “del, bebeğim, del” sözü veren Trump’a ince bir şekilde de saldırmıştı.

Çok sayıda yeşil grubun desteklediği Haris’in Cop28 görüşmelerinde dünya liderlerine, “Mücadele olmadan ilerlemenin devam etmesi mümkün olmayacak,” sözleri, “Dünyanın dört bir yanında, ilerlememizi yavaşlatmaya veya durdurmaya çalışanlar var. İklim bilimini reddeden, iklim eylemini geciktiren ve yanlış bilgi yayan liderler. İklim eylemsizliğini yeşil aklayan ve milyarlarca dolarlık fosil yakıt sübvansiyonları için lobi yapan şirketler.” Söylemlerini hatırlamak gerekiyor.

Sunrise Movement, Climate Justice Alliance ve Greenpace’in de bulunduğu 20 iklim grubunun bir koalisyonu olan “Yeşil Yeni Düzen Ağı” nın da desteğini alan Kamala Harris aday olması halinde bakalım kaç Amerikalının desteğini alacak?  Amerika ‘da da seçmen İngiltere’de olduğu gibi oyunu İKLİM KRİZİNİ SORUN OLARAK GÖRENDEN yana mı kullanacak? Benim tahminim evet Amerikalılar oylarını bu konuyu dert etmiş olan aday için kullanacak.

Elin İngiltere’sini, Amerika’sını geçelim biz de durum nedir derseniz? Bizim hala bir iklim yasamız bile yok. Ben bu hafta vaktimi TBMM’de olmayan! nerde olduğu da bilinmeyen İKLİM YASASI’nı bulmak için harcadım ama maalesef bulamadım. Meclis tatile girmeden önce “acilen çıkması gereken yasalar” olduğunu ileri sürerek harıl harıl çalıştı biliyorsunuz. Bu yasalar içinde yaklaşık 3 yıldır çıkamayan İKLİM KANUNU da vardır muhakkak demiştim. Hatta Parlamento Muhabirleri arkadaşlarımdan da teyit almak için hemen her gün birini aradım “yasa geldi mi?” diye. Biri değil hepsi böyle bir yasadan haberleri dahi olmadığını söylediler. Ama ben sonuna kadar umutla bekledim. OLMADI…Böyle bir yasa çalışması 2021 yılında başlamıştı. Bir ara “meclise geldi” dediler sonra “yok” dediler sonra “Ankara Sanayi Odasından görüş alınıyor” dediler. Netice de gelinen noktada halen bir İKLİM KANUNUMUZ yok. Önümüzdeki Kasım ayında Azerbaycan’da COP29 adı altında büyük iklim toplantısı yapılacak. Ülkeler iklim krizine uyumlanmak için neler yaptıklarını anlatırlarken, bizim de en azından bu konuda bir kanun çıkarttık dememiz gerekiyor. Sümen altında kaldığını düşündüğüm İKLİM KANUNU için beklentiler Ekim ayına kaldı.

Haber Kaynağı www.muhalif.com.tr

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
0
kurnaz
Kurnaz
İklim krizini ciddiye almayan liderlere yol gözüktü

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Ulusal24 Haber Merkezi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!