18.4 C
İstanbul
Cumartesi, Ekim 24, 2020
Ana Sayfa KÜLTÜR SANAT Zen - G: Para Rap'i değil karakteri bozar

Zen – G: Para Rap’i değil karakteri bozar


‘Delale’ adlı şarkısıyla bir hafta içinde 1 milyondan fazla Youtube izlenmesi elde eden Rapçi Zen-G, kültürler arası etkileşimi müziğinde birleştiriyor. İlk albümünün hazırlıklarını sürdüren müzisyen, Habertürk’ten Mehmet Çalışkan’ın sorularını cevapladı.  Zen-G, Rap müziğin Türkiye’deki yükselişi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Zen-G isminin anlamı nedir?
‘Zen’, Zen felsefesini; ‘G’ ise ABD’deki ‘Gangsta’ kültürünü temsil ediyor. Kendini bilen; ne yaptığını bilen Gangsta da diyebiliriz.

‘Delale’ ile son günlerde adını sıkça duyduk. Şimdi, ‘Delale’den sonra yeni bir şarkı mı hazırlıyorsun?
Aslında ilk albümümün hazırlığındayım. ‘Delale’ de bu albümün içindeki bir şarkı. Albüm çıkmadan önce klipleri tek tek yayınlayıp, insanların beni o süreçte tanımasını hedefledim. İnsanların beni tanıyarak dinlemesini istiyorum. İlk albümüm olduğu için, benim karakterimi, coğrafyamı ve düşünce yapımı anlatıyor. Şu an iki şarkım daha var.

Bu tarz müzik, ABD kökenli ama Türkiye’de de büyük ilgi görüyor. Sence bunun nedeni nedir?
Biz Rapçiler aramızda “ABD’den 10 yıl gerideyiz” diye konuşurduk. Bunu söylediğimizde yıl, 2008’di ve “O 10 yıl sonra ABD, Avrupa gibi olmaya başlayacağız” diyorduk. Aslında bu doğru bir öngörü olmuş. Bugün baktığımızda yıllarca dinlediğimiz batı rapini (2Pack, Jay-Z, Kanye gibi) Türkiye’de sürdürmeye devam ettik. Ceza, Sagopa, Fuat, Cartel gibi büyüklerimizin bayrağını taşıyoruz. Onlar da rap müziği bugünlere ulaştırmak için çok emek harcadılar. Biz de onlardan aldığımız feyzle müziğimizi icra etmeye devam ediyoruz.

Sence neden yükselişe geçti?
Dünya genelindeki siyasi olaylar ve insanların hayatlarındaki sıkıntılar, bu durumu hazırladı. Eğlence kültürünün de Rap müzikle birleşmesinden sonra, daha da popüler oldu. Televizyonda, sansasyonel olaylarla da gündeme geldi. Siz de bilirsiniz ki, iyi de, kötü de haberdir ve konuşulacak bir şey yaratır. Son iki yıldaki olaylar da çok konuşulduğu için Rap müziği daha da çok gündeme taşındı. Bu duruma katkıda bulunan isimler de var. Benim için en önemlisi Kenan Doğulu’dur. 6 yıl önce imzaladığımız albümde bugünü gören bir sanatçı oldu. Daha o zamanlarda çok ünlenmemiş bir gruba ve müzik tarzına destek oldu. Biz de o desteği karşılıksız bırakmadık; elimizden geleni ardımıza koymadan güzel bir albüm yaptık. Kenan Doğulu, 2017’deki grup albümümüze sponsor oldu. İlk albümümüz, onun şirketinden çıktı.

İsmini, önce ‘Tahribad-ı İsyan’ grubuyla duyurdun. Son olarak da bireysel çalışmalara başladın…
Evet. Bu, kendiliğinden gelişen bir süreç oldu. Grupla çalışmak çok keyifli. Arkanı kollayan, sahnede ve stüdyoda seninle çalışan bir arkadaşının olması çok güzel. Yıllarca böyle devam ettik. Sonra da “Bizim cadde üzerinde bir dükkanımız var; yanına bir tane de Zen-G, karşı tarafa da Asil dükkanı açalım” dedik ve ara ara böyle solo çalışmalar da yapıyoruz. Bu şekilde o sokağı canlandırıyoruz. Tek başımayken ayrı bir rengim ama grup çalışmasında da farklı bir enerjiyle iş yapıyorum.

Rap müzikle ne zaman tanıştın? Rap müzik yapmaya ne zaman karar verdin?
Rap müzikle ilk tanışmam, daha 1 – 2 yaşlarımda; pusetteyken gerçekleşmiş. Annem evde herhangi bir iş yapacağı zaman pusetimi TV karşısına koyarmış. Ben de TV’de çıkan klipleri izlermişim. Cartel çıktığında pusetin içinde farklı hareketler yaparmışım. 10 – 11 yaşlarımdayken Bakırköy’de Break Dance ile tanıştım ve Hip Hop kültürünün içine giriş yaptım. Daha önce Rap müziğin ne olduğunu çok bilmiyordum ama duyuyordum. İlkokuldaki servis şoförümüz Zafer Ağabey sürekli yabancı müzik dinlerdi. Sabah servise bindiğimizde hepimize sakız ve şeker dağıtırdı. Onları çiğneyip patlatarak, eğlene eğlene okula giderdik. Orada duyduğum müziklerle de kulak dolgunluğum oluştu ama bu işin içine daha çok dansla girdiğimi söyleyebilirim. Birkaç yıl dans ettikten sonra bir hareketi yapamadım ve biraz da kırılarak bıraktım. “Ben bundan sonra dans etmeyeceğim, dans ettireceğim” dedim. O günden beri de müzik yapıyorum. İlk okuduğum sözleri 2006’da kendi sokağımda oturan, bir arkadaşımın underground rapçi olan ağabeyini evinde gizli olarak kaydettim.

Bu durumu ailen ve çevren nasıl karşıladı?
Aslında onlara çok yabancıydı. Ben 11 – 12 yaşlarımdaydım. Ailem, bol giyinip şapkamı ters takmamdan dolayı biraz tedirgindi. Çünkü bilmedikleri bir alandı. Daha 9 yaşımdayken kulağımı deldirmek istedim. Annem buna destek olsa da babam buna çok kızmıştı ve yaklaşık bir hafta benimle çok az konuşmuştu. Bir gün de çok bol giyinmiştim, pantolonumun bol paçalarını da botumun içine sıkıştırmıştım. Kafamda kep, gözümün altında da yara bandı vardı ama orada bir yara yoktu. Babam “Benden biraz uzakta yürü” demişti.

Rap üzerinde her zaman bir ön yargı vardı ve hep arka sokakların müziği olarak algılanırdı. Sence bu durum değişti mi?
Bence hâlâ öyle. Arka sokaklar biraz renklendi sadece. Mesela Karaköy’ün arka sokakları izbe; daha çok sokak çocuklarının ve tinerci arkadaşların takıldıkları yerlerdi. Şimdi baktığımız zaman çok daha canlı ve renkli yerler. Yani, zaman içinde sokaklar da, müzikler de değişiyor. O sokaklarda yapılan müzik, şimdi en büyük sahnelerde yer alıyor. Mesela geçen gün Gazapizm, Harbiye’de konser verdi. Bu Türkiye’de bir ilkti ama ben ondan daha önce çıktım, kusura bakmasın ama o kendi konserimiz değildi. Gazapizm kendi konserini vererek büyük bir başarı elde etti. Ben de orada Kardeş Türküler, Kenan Doğulu, Şebnem Ferah gibi isimlerle sahne aldım.

Rap müzik, mutasyona uğradı mı?
İlla ki uğradı. Uğraması da gerekir ve bence yükselişe geçmesindeki en temel sebep de bu. Önceden, daha kendi özelimizde müzik yapıyorduk. Kendi istediğimiz sözleri yazıp, istediğimiz müzikleri kullanıyorduk. Sonra yavaş yavaş “Güzel şeyler yazıyoruz ama bunları insanlara kabul ettiremiyoruz” demeye başladık. Bir çocuğa “Aç ağzını, pekmez geliyor” dersen, yararlı da olsa, ağzını açmaz ama “Uçak geliyor” dersen açar. Bir bakıma sunumu değiştirdik. Hikaye bu. Kendimizce belirlediğimiz ama nedenini bilmediğim katı kurallarımız vardı. Sonra zamanla, neslin ve dünyayla birlikte müziğin değişmesiyle iş bu noktaya ulaştı.

Şarkılarınızı söyleyip kendinizi ifade edebileceğiniz yeterli ortamlara sahip misiniz?
Aslında var ama keşke pandemi olmasa da konserlerimiz devam etse. Ben hesaplamalarıma göre en az 25 konser kaçırdım.

Seni dinleyenlere ne anlatmak. özde ne vermek istiyorsun?
Yaptığım işi bir kalıba sokmak istemiyorum. Bugünkü şarkımla, bir buçuk sene önce çıkardığım şarkıyı karşılaştırdığınızda bunu anlayacaksınız. Ben duygu ve düşüncelerimi ekstrem şekilde aktarmayı seviyorum. Modum düşükse, yazarken de, günlük hayatta da en diplerde; modum yüksekse de bunu yazdıklarıma yansıtıp, o fevrilikle davranıyorum. İnsanların sınırlarını da çok zorlamadan onlara takılır, laf atarım. Duygularımı çok uçlarda yaşıyorum. Kendimi bir kalıba sokmamaya çalışıyorum. Bende en çok iz bırakan şeylerin geri dönüşümünü sergiliyorum. Annem, babam, İstanbul, sokaklar, çevrem gibi…

Sektör, bunu nasıl karşılıyor? İstediğiniz ilgiyi, saygıyı görebiliyor musunuz?
Müzik şirketleri zaten popüler olup tercih edilenin peşinde koşuyor. Buna da saygı duyuyorum. Benim de şirketim olsa, ben de para kazandıracak ürünü satmak isterdim. İlgi ve saygı görmeye başladık. Hâlâ saygısız olan insanlar da görüyorum ama bu, onların kendi karakterlerine uygun olan durum. Herkes kolay kabullenemiyor. “Yeni yeni bebeler geliyor, hızlı hızlı şarkılar söylüyor, kızlar artık ona bakıyor” diye düşünenler oluyor. Kıskançlık yapıp tweet atanlar; televizyona çıkıp “Yeni şarkı yapıp, içinde Rap var” diyenler de oluyor. Yıllarca itilip, hor görülen bir müzik tarzını icra eden kişiler olduğumuz için, kimseyi ötekileştirmiyoruz. Herkese “Ne olursan ol, gel” diyoruz.

Para, rap müziği bozar mı?
Para, rap müziği değil, karakteri bozar. Rap müziği de bir karakter icra ediyor. Böyle bir durumda rap müziğe değil, karaktere kızmak gerekir.

Ne yaparsan “Ben bu işte başarılı oldum” dersin?
Bununla ilgili çok şey söyleyemem. Başarının bir yol olduğunu düşünüyorum. Umarım, bu yolun sonunu gördüğüm noktada insanlarda güzel izler bırakmış ve onlara güzel eserler sunmuş; yeteri kadar kalbe ve ruha dokunabilmiş bir adam olarak ölmek isterdim. Bu yolda, hem müzikal hem de insani açıdan yapabileceğim bütün güzellikleri verirsem kendimi başarılı hissederim. Çok para kazanan değil, Barış Manço ve Cem Karaca gibi olmak isterim.

Rap dışında hevesle dinlediğin müzikler var mı?
Rap dışında arabesk, fantazi müzik dinlerim. Müslüm Baba benim en sevdiğim şarkıcıdır. Azeri ve Ege türkülerini dinlerim; bazen de dengbejleri… Ciguli de dinlerim. Çünkü hepsi benim toprağımın müzikleri. Yıllarca ön yargıyla karşılaştığım için, yeni bir şey keşfettiğimde merak ederek üzerine gitmeye çalışıyorum.

Röportajdan önce “İstersem sabaha kadar bir şarkı hazırlarım” dedin. Bu, rap müziğin dokusundan kaynaklı bir durum mu, yoksa kişiye özel yetenekle mi alakalı?
Aslında rap müziğin, kişiye kattığı bir özellik olduğunu düşünüyorum. Rap yapmasaydım, yine yapabilirdim diye düşünüyorum. Çünkü bence farklı tarzdaki şarkılarda daha kısa yazım süreçleri oluyor. Mesela 12 – 16 satır, bir şarkı için yeterli olabiliyor ama rap şarkısı için en az 36 farklı cümle gerekiyor. Sabah başlasan akşama kadar bitirebilirsin ama ben şarkılarıma bir iki gün veriyorum. Bunu da, stüdyoda kaydettiğim şarkıdan ilk ben memnun kalayım diye yapıyorum.

Bir sürü dövmen var. Bunların yeni çıkacak olan şarkın ‘Tatoo’ ile alakası var mı?
İlk dövmemi 15 yaşımda yaptırdım. Bu benim için terapi ve kendimi dışa vurumum oldu. Vücuduma taşıdığım anılarım var. Başlarda çok hızlı davranıp, bir ayda 4-5 dövme yaptırdığım oldu. Bugün de 26 yaşımdayım ve vücudumun yarısı dolu. Kendime yaptığım dövmelerim de var. ,

Rap müziğe daha çok yoksul ya da dağılmış ailelerin çocuklarının ilgi gösterdiği söylenir. Bu doğru mu?
Bu söylenenin % 90′ ına katılıyorum. Hayatında kırılmalar yaşamamış, sıkıntı çekmemiş insanların kendine pay çıkarabileceğini sanmıyorum. Bu, güllük gülistanlık bir müzik değil. Rap için, “Daha çok derdi olan müzik” diyebiliriz. Benim çocukluğum Zeytinburnu’nda, ergenlik dönemim Sulukule, Edirnekapı ve Topkapı civarlarında geçti. Ben de o arka sokakların çocuğuyum. Benim de 15 yaşımdayken annem ve babam yollarını ayırdı. Bunun da etkisi vardır. O yaşlarda bir şeyler yaşayınca, bunu dışarıya yansıtmak istiyorsun. Rap, isyan etmenin bir yolu. Bir dönem graffiti de yaptım. Bu da bir yöntemdir. Umarım bunu, benim gibi ihtiyaçları olan gençler keşfeder de başka şeylere yönelmezler. Yaşadığım büyüdüğüm yerler çok kötü şeyler yapabilmeye müsait yerlerdi. Rap müzik yapmasaydım, ailesinin zoruyla bir bölüm okuyup masa başında mutsuz şekilde yaşayan biri olurdum. Ya da kolay para kazanmak için çok acayip şeyler yapmış; paralı ama huzursuz bir insan olurdum.



Haber Kaynağı

BUNLARI DA OKUYUN

Sosyal medya sitelerinin temsilci bildirmesi için tanınan sürede son 1 hafta

Türkiye'den günlük erişimi 1 milyondan fazla olan yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcılarına, temsilci belirleme ve bildirme yükümlülüklerini yerine getirmeleri için Bilgi Teknolojileri...

Reyting sonuçları 23 Ekim 2020 Cuma: Arka Sokaklar, Kırmızı Oda, Ramo, Çocukluk, Hercai

Hafta içerisinin son gününde reytingde kıyasıya rekabet yaşandı. Yayınlandığı her dönem takipçilerini Kanal D ekranlarına...

Yönetmen David Fincher: Mindhunter yüksek ihtimalle bitti

T24 Dış Haberler Mindhunter hayranlarına kötü haber dizinin yönetmeninden geldi. David Fincher, Vulture'a yaptığı açıklamalarda Mindhunter'ın "büyük ihtimalle" yeni bir sezonu olmayacağını duyurdu. 2020'nin başında dizinin...

Ankara'ya 'muhalefete baskıyı sonlandır' çağrısı

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) bugün oyladığı bir kararla Ankara’ya, "muhalefete baskıya son ver" çağrısında bulundu. Haber Kaynağı
PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com