20.2 C
İstanbul
Pazartesi, Temmuz 13, 2020
Ana Sayfa KÖŞE YAZARLARI Analiz (Libya, İran, Fetönün Siyasi Ayağı)

Analiz (Libya, İran, Fetönün Siyasi Ayağı)

Sevgili okurlarım, çok saygı değer kardeşlerim, büyüklerim. Öncelikle her birinizi en büyük şükran ve muhabbetle selamlıyorum.

Sevgili okurlarım,

★★★

Geçtiğimiz hafta ki ‘’ Libya Tezkeresi ‘’ isimli yazımda, Libya meselesini Türkiye’nin atacağı adımı ayrıntılarıyla yazmıştım. Diplomasi dilinin kullanılması gerektiğini ve asker gönderme kararının çok erken alındığını ve yanlış olduğunu belirtmiştim. Geçtiğimiz günlerde bildiğiniz üzere Moskova’da, Libya’daki iç savaşı bitirmek için bir toplantı yapıldı. O toplantıda sunulan ateşkes antlaşmasının metni ise basına sızdı.

Maddelerden biride ‘’ Türkiye’nin Libya’ya asker göndermemesi ‘’ şeklindeydi. General Hafter ise, ateşkes metnini düşünmek için süre isteyerek Moskova’dan ayrıldı. 19 Ocak tarihinde ise Almanya’da yeni bir konferansın toplanacağı belirtildi.

★★★

General Hafter ne yapar ? Müzakere metnini imzalar mı yoksa imzalamaz mı ? orasını bilemem. Ancak bildiğim tek şey, Libya’nın şu anda bölünmüş olduğu. Bu antlaşmadan tek kazançlı çıkacak olan, bu bölünmeyi körükleyerek General Hafter’i destekleyen ABD olacaktır. Ülkemiz ise asker göndererek, Akdenizdeki menfaatlerini koruduğunu sanacak ancak, sadece ABD’ye hizmet etmiş olacaktır. Zira ABD’nin amacı, Suriye’de yaptığı gibi, Irak’ta, Filistin’de yaptığı gibi, ‘’ böl, parçala, yönet ve silah sattır ‘’. Bu sebeple de Libya’da Hafter’i destekliyor. Bu ABD’nin bölgeyi yeniden dizayn etme çabası, kendi adamlarını göreve getirme çabasıdır. Yani Büyük Orta Doğu Projesidir.

Ben ülkemizin ABD’nin oyununa gelmeyerek, Libya’ya asker göndermemesini istiyorum. Libya mevcut hükümeti desteklenmeli ve mutlaka asker dışında her türlü sert tutum alınmalıdır. Ordu Libya bataklığına sokulmamalıdır. Libya hükümeti ile yapılan antlaşma ne kadar doğru ise, asker göndermekte o kadar yanlış olur. Zaten asker gönderme kararından dönüleceğini düşünüyorum…

★★★

İran’da şu aralar karışmış durumda. Ancak İran’daki tepkilerin sebebini iyi bilmek gerekir. İran’daki tepki rejime değil, Kasım Süleymani’nin öldürülmesinde, İran hükümetinin yeterli tepkiyi verememesinden dolayı, İran halkı gösteriler yapıyor. Eğer İran halkı rejim için ayaklanmaya kalkarsa, onlara Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi bir lider gerekir ki, ABD’ye rağmen o rejimi değiştirebilsin. Zira şimdiki rejimlerini oluşturan şey, ABD’nin ve ABD’nin desteklediği Humeyni’nin sadece bir gecede gerçekleştirdiği devrimdir. İran halkı eğer rejimi değiştirmek isterse, bunu ABD’ye rağmen gerçekleştirmek zorundadır.

Ama bunun içinde mutlaka bir lider bulmaları gerekmektedir. ABD ve tüm emperyalist ülkeler, Laiklik sistemle, çağdaş ve modern anlayışa sahip bir müslüman ülke istemezler. Tam tersi içine kapanmış, ilim, bilim ve teknolojiden uzaklaşmış, hurafelere boğulmuş toplumlar isterler. Yöneten kişilerinde tek adam olmasını, kral, halife veya padişah olmasını isterler ki, millete sözünü geçiremeyen emperyalizm, o tek adama sözünü geçirerek milleti elinde tutsun.

★★★

Bunu kurtuluş mücadelesinde sultan Vahdettin üzerinde de sağlamaya çalıştılar. Başarılı da oldular zira, Kurtuluş mücadelesi zamanında düzenli orduya karşı çıkmış, halife orduları ve isyanların çıktıklarını, bunların emperyalist güçlere çalıştığını hepiniz biliyorsunuz. Yani ABD İran’ın rejimini değiştirmesine izin vermez ancak iç karışıklığa ve hükümete isyan etmesine izin verir. Çünkü amaçları, kendi oluşturdukları rejimler aracılığı ile kendi menfaatlerine göre hareket edecek yöneticileri o ülkelerde oluşturmaktır.

İran Libya’ya döner mi ? Yoksa bu isyanlar geçici isyanlar mı ? Bunları ilerleyen günlerde daha net bir şekilde göreceğiz.

★★★

15 Temmuz’un öncesi sonrası, hükümetin tavrı, bürokraside bulunan tüm siyasal partilerin tavrı tutumu, icraatleri herşeyleri eleştirilebilir, ama şurası gerçek ki, 15 Temmuz günü Fetö darbeyi gerçekleştirseydi, terörist Fetö, Humeyni gibi ABD’den gelecek ve ülke yönetiminde egemen olacaktı. Bizim milletimiz buna karşı çıkmayı bilmiştir. Ancak o gün yani Ocak 1978’de İran halkı buna karşı çıkamamıştı. Fetö’de bir ABD projesidir, Humeyni’de bir ABD projesidir. Arasındaki tek fark, biz Fetö’ye terörist derken, ki sonuna kadar teröristtir, Humeyni’ye ise, bazılarımız devrimci diyorlar. Ancak şunu da söylemek gerekir ki, eğer 15 Temmuz ve 17-25 Aralık olmasaydı, bugün belkide Ergenekon davası kapsamında içeriye alınan askerler, masum subaylar belkide hâlâ içeride, hapiste olacaklardı.

1978’de bir gece de İran’da devrim yaptırtanlar, aynı yıllarda Türkiye’de  boş durdu mu sanıyorsunuz ? Elbette hayr. Sağ – Sol kavgaları, cinayetler, ölüm olayları, faili meçhuller. İran’da halkın dini duygularını sömürmek daha kolaydır. Zira İran Laikle henüz tanışmamış, Laikliğin ne kadar büyük bir nimet olduğunun farkında değiller. Zaten farkında olanlarda ülkeden kaçıyor. Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimleri ise, ezbere dahi bilemezler. Çünkü öyle bir lider, müslüman ülkeler içinde sadece Türkiye’ye nasip oldu. Böyle bir toplumu nasıl ele geçirebilirsiniz ? Dini duyguları sömüren, onu kullanarak halkın desteğini almasını sağlayarak, Humeyni gibi. Ama bizim gibi Laikliği tatmış, devrimleri yaşamış, tabiri caizse gözü açılmış bir toplumu nasıl ele geçirirsiniz ?. Darbeler yaparak, Kemalist kesimi darbeci göstererek ve aslında darbeyi sizden birileri yapıyor diye göstererek. Çünkü İslam adına bir darbe bizim ülkemizde yapılamaz. 

İşte bu anlayışla hareket eden ABD, 1980 yılında bizzat darbeyi planlayarak, seçim sonrasıda Özal’ın yanına Fetö’yü yerleştirerek, rejimi değiştiremesede, istediği yönetimi ve paralel yapıyı kurmuş oldu.

★★★

Zamanla Fetö ve Turgut Özal’ın arası açılmaya başladı. Turgut Özal, Fetö ile arasına mesafe koymaya, ülke içinde Fetö’nün nasıl büyük bir tehlikeye yol açacağını anlamaya başladı. Aynı yıl içinde, 24 Ocak Uğur Mumcu, 5 Şubat Adnan Kahveci, 17 Şubat Eşref Bitlis, 17 Nisan Turgut Özal’ın ölümleri gerçekleşti. Ölümler arasında sadece haftalar var. Yani Fetö şu mesajı verdi, biz her siyasi düşünceden ve her makamdan insanı öldürebiliriz mesajını verdi.

Bu mesajı algılayanlar, başta Necip Hablemitoğlu ve Muhsin Yazıcıoğlu gibi değerli şahsiyetler ve daha niceleri yine faili meçhul cinayetlerle yaşamlarını yitirdi.

Yani böyle bir projeden bahsediyoruz. Fetö’nün en çok güçlendiği zamanlara bakarsak, Özal’ın ilk zamanları özellikle 90’lı yıllara kadar, daha sonra Özal’ın vefatından sonra, koalisyon dönemlerinden, 28 Şubat’a kadar ve ondan sonrada 17-25 Aralık dönemine kadar en fazla güçlendiği dönem olarak düşünüyorum.

Tabii ki AKP dönemi en aktif olduğu ve gücünün zirve yaptığı dönemdir. Böyle bir proje varken ve artık siyasi ayağı, askeri ayağı, bürokrasi ayağı kesinlikle ortaya çıkması gerekirken ve sayın Devlet Bahçeli ve kurmayları sabahtan akşama kadar ‘’ Fetö’nün siyasi ayağı ortaya çıksın ‘’ derken, ne oldu da yine meclis’e gelen araştırılsın önergesi yine AKP ve MHP tarafından reddedildi ?. Amaç Fetö ile mücadele mi ? Yoksa fetö ile mücadele adı altında, Atatürkçü kesim ve muhalif kesim ile mücadele mi ?.

Türkiye Cumhuriyeti’nin vatansever fertleri olarak bizler, hangi partide barınırlarsa barınsınlar, kim ise bu kişiler ortaya çıkarılsın diyoruz. Türkiye’nin ilerlemesindeki, gelişmesindeki en büyük engellerden biri olarak gördüğüm bu tehlikeli yapının, siyasi ayağı mutlaka ortaya çıkmalıdır. Belki de ortaya çıktığı zaman, Türkiye siyaseten bir boşluğa düşecek, siyasetçilerin bir çoğu görev yapamayacak hale gelecek, yada eski siyasetçilerin bir kısmıda yargılanacak. Belki de endişe bundan olabilir. Askeriyede biz bu sıkıntıyı yaşamadık mı ? Fetöcü subayların en güçlü olduğu yer, Hava Kuvvetleri komutanlığı idi. O kadar çok kişi tutuklandı ki ! biz F 16 uçağımızı kullandıracak subay bulamayacak hale geldik. Belki de siyasette de durum bu olacak.

★★★

Yargı’da şu anda bağımsız karar alamıyor. Yani yargı istediği gibi, tutuklamaları yapamıyor sadece, hükümetin onay verdiği kişiler tutuklanabiliyor. Bizim  Fetö ile mücadele ediliyor sözüne inanabilmemiz için, bizi yönetenlerin yargıya müdahale etmeden serbestçe hareket edilmesini sağlayarak, yargının tam bağımsızlığı tesis etmeleri gerekiyor.

İnşallah Türkiye, bu kirli yapıyla sonuna kadar mücadele eder ve toplumun her bir ferdi, Atatürk değerleri ve Ulusal değerlerimiz etrafında  bir bütün olarak birleşebilir.

Hepinizi en derin saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum..

BUNLARI DA OKUYUN

AHBİB’den yılın ilk yarısında 606 milyon dolarlık ihracat

AHBİB Başkanı Hüseyin Arslan, yaptığı yazılı açıklamada yılın ilk yarısında Türkiye'nin gerçekleştirdiği 3,47 milyar dolarlık hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar ihracatına yüzde 17...

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’dan ilginç paylaşım!

Bakan Koca, Twitter hesabından vatandaşları corona virüsü konusunda uyardı.Paylaşımında ‘İğneli uyarı’ ifadelerini kullanan Bakan Koca, “İğne atsan yere düşmez yerlerde iğneyi yere...

Erdoğan-Putin görüşmesi: Libya ve Suriye’de çatışmalar bitip müzakere süreci başlamalı

Rusya Devlet Lideri Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Libya ve Suriye'deki gelişmeler ile bölgesel meseleleri ele alarak barış, güvenlik ve...
PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com